İlk Sayfa
        Haberler
   Forumlar
Özel Dosyalar

 



Çizgi Romandan Kısa Metraja: Artık Eksik
 
Serdar Kökçeoğlu, Kenan Yarar'ın Soğuktu ve Acımadı adlı kısa çizgi romanını 10 dakikalık bir filme uyarladı. Televizyonda da izleyebileceğiniz bu filmin yapım öyküsünü, Kökçeoğlu'yla yaptığımız röportajda bulacaksınız...
  02.09.2001

Bu çizgi romanı uyarlamak fikri ne zaman doğdu? Neden Kenan Yarar'ın kısa çalışmaları içinden özellikle Soğuktu ve Acımadı'yı seçtin?

Kenan Yarar'ın öykülerini dergilerde takip ediyordum, daha sonra elime kitap (Melankomik) geçti. Ve Soğuktu ve Acımadı'yı okur okumaz kafamda canlandırmaya başladım. Aslında bir yıl önce çekilecekti ama ancak bu sene gerçekleştirebildim. Çizgi roman uyarlayayım diye yola çıkmadım; bu hikaye dürttü beni. Çizgi romanları, alacakaranlık kuşağı hikayelerini vb. sevdiğim için de severek yaptığım bir iş oldu.

İyi bir çizgi roman okuru musun? Çizgi roman konusundaki zevklerin hangi doğrultuda? hangi serileri seviyorsun?

Çok çok iyi çizgi roman okurlarını gördüğüm zaman çok iyi bir çizgi roman okuru olmadığımı anlıyorum. Ben kendimi Türkiye'de karşıma çıkanlarla sınırlı tutuyorum şimdilik. Martin Mystére ve Dylan Dog serilerini nerede görsem topluyorum. Enki Bilal ve Moebius'un işlerini de çok seviyorum. Türkiye'de ise karşıma çıkan her dergiyi aldığımı söyleyebilirim. Bunların kısa bir süre sonra yayını kesmesi üzücü oluyor. Galip Tekin ise dönüp dönüp okuduğum bir isim. Bilim Kurgu ve fantastik hikayeler daha çok hoşuma gidiyor.

Bu uyarlama ile ilgili olarak Kenan Yarar'la hangi aşamada iletişim kurmuştun? Öyküyü çekeceğini biliyordu sanırım...

Okur okumaz film yapmaya niyetlendiğimiz için önce böyle bir olasılığa nasıl bakacağını öğrenmek amacıyla bir mail attım. Yaklaşımı oldukça destekleyici oldu, bugüne kadar onun bir öyküsünün kısa film haline getirilmemesine çok şaşırmıştım. Çünkü kurgu olarak kısa filme çok yakın hikayeler. Fakat bir süre sonra olanaksızlıklar nedeniyle proje rafa kalktı. Ben bitirme filmimi çekeceğim zaman yeniden gündeme getirdim ve Kenan Yarar yine destek verdi. Çalışmaları beraber yürütmedik. Bu, ayrı şehirlerde oluşumuzdan ve benim sürekli yazdıklarımı değiştirmemden kaynaklandı. Hikaye büyüyerek ve dolanarak başka yerlere gitti ve son halinde orijinaline en yakın basit halinde kaldı.



Stephen King'in bir kısa öyküsünü ve filme de alınmış olan Misery'sini çağrıştırıyor Artık, Eksik... Yarar'ın King'den esinlenmiş olduğunu düşünüyor musun? Rob Reiner'ın yaptığı Misery uyarlamasının tonu filmde herhangi bir referans teşkil etti mi senin için?

Kenan Yarar'ın Stephen King öykülerinden ya da Misery filminden etkilenip etkilenmediğini bilmiyorum. Ama King'i de, Yarar'ı da tanıyan biri olarak karşılaştırdığımda, dünyaları bana çok yakın gelmiyor. Ben filmi yıllar önce izlemiştim, yeniden izleme gereği duymadım. Hikayenin benzemesi çok doğal bence artık özgün hikaye yaratmak bu çağda imkansız.

Çizgi romanda hikayelerin ayaklarının yere basmasını, kaynağını bu topraklardan almasını çok önemsiyorum. Referanslar batı kökenli olsa da bir süre sonra bu ülkenin malzemesiyle birleşiyor. Galip Tekin'in de, Kenan Yarar'ın da başarısı bence burada.

Gelelim esas hikayeye: Bence esas hikaye tam da buralı, buranın gerçeküstü yapısından beslenen bir hikaye. Zihniyet, Potlaç gibi kavramlarla düşününce hikaye bizim aslında ne kadar fantastik bir ülke olduğumuzu çok güzel yansıtıyor.

Potlaç?

Potlaç bizim Osmanlı'dan aldığımız ve zihniyet yapımızda kendini gösteren bir kültür. Bu öyküde özellikle yaşlı adamın çabasında kendini belli ediyor. Birisi için, onu yaşama döndürmek için, bunu bir görev bilip kimsenin aklının ucundan bile geçmeyecek şeyleri yapma zorunluluğunu hissetme olarak gösteriyor kendini bu hikayede. Batıda aşırı bireyselleşme ile birlikte bunun hiç yaşanmadığını ama bizim gibi ülkelerde neredeyse fantastik boyutlarda yaşandığını söyleyebiliriz. Kimi iyi sonuçlarının yanında özellikle üçüncü sayfaları incelersek kimi çok acayip, tuhaf sonuçları var.

Bu filmin senin için neler ifade ettiğine, çekim öyküsüne ve teknik detaylara genel olarak değinir misin?

Elimde 18 kareden oluşan iki sayfalık bir çizgi-öykü vardı. Türkiye'nin bana göre en iyi çizerlerinden birinin çizdiği, iyi bir atmosfere sahip, iyi kurgulanmış, etkileyici bir öykü. Her zaman çizgi romancıları kıskanmışımdır. Eğer geniş bir hayal gücünüz varsa ve kafanızdakini kağıda dökecek yeteneğe sahipseniz, yeryüzündeki insanların aklının ucundan bile geçmeyen bir evrenin yaratıcısı olabilirsiniz. Üstelik bunun için ayıracağınız bütçe birkaç paket sigara ve bolca kahveyle sınırlıdır. Fakat bunları sinemada gerçekleştirmek, insanların karşısına bir sinema filmiyle getirmek daha zevklidir. David Lynch'in Eraserhead filminde olduğu gibi... Kenan Yarar'ın Soğuktu ve Acımadı öyküsünü kısa film haline getirmeye karar verince tabii ki önce elimdeki olanaklarla gerçekleştirebileceklerimi ve gerçekleştiremeyeceklerimi bir kenara ayırdım. Bunun dışında mesela filmin 3. karakteri olan yaşlı kadına kendi senaryomda yer vermedim. Çizgi romandaki bozulan arabanın yerini benim öykümde kaza alıyor gerisi ise hemen hemen aynı. Bir de Kenan Yarar hikayesinde finale dair daha fazla ipucu veriyor. Tabii ki sadece 18 kareden oluşan bir öyküyle on dakikalık bir filmin kurgusu çok farklı olacaktır. Şimdi baktığım zaman bazı vazgeçemediğim takıntılarımı bile bu öyküye yerleştirdiğimi görüyorum. Birbirine hiç benzemeyen iki insanın ıssız bir yerde kesişen ve sıradan gibi başlayıp çarpıcı bir finalle sona eren öyküsü bu. Basit ve naif gibi görünen bir ilişkinin altında akıl almaz bir girişim bulunmaktadır.

Kanıksanmış çizgi romanları uyarlarken, çizerin stiliyle belirlediği tiplemeler ve mekan özelliklerine sadık kalınması ister istemez bir kritere dönüşüyor. Bu kısa çizgi romanı uyarlarken de benzer kaygılar güttün mü? Fiziksel özellikleri ve mekanı ne derecede aslına sadık tutmak istedin?

Kenan Yarar'ın hikayesi üç kişi üzerine kurulu. Yaşlı karı koca ve evlerinde baktıkları genç adam. Benim hikayemde yaşlı kadın yok; çizgi romanda rahatsız etmese de filmde bir kadının varlığı tartışma yaratabilirdi. Bir kadının öyküdeki gibi bir girişime izin verip vermeyeceği tartışılırdı. Yaşlı adamın da genç adam gibi yalnız olması benim tercihim oldu. Münzevi yaşayan insanların soğukkanlılığına ihtiyacı olabilir diye düşündüm... Çizgi insanların bire bir karşılıklarını aramak gibi bir düşüncem kesinlikle olmadı. Dağda bir taş evde tek başına yaşayan yoksul bir adam ve uzun yola çıkmış genç bir iş adamı düşündüm ben. Hüseyin Baradan ilk aklımıza gelen isim oldu ve destek vermek amacıyla hemen kabul ettiği için, bu role fazla insan aramadık. Genç adamı oynayan Serdar yüzündeki yorgun ifade ile dikkatimizi çekti. İyi ki de çekmiş çünkü bacağını kıstıran yatağa ve üzerine dökülen soğuk et parçalarına rağmen hepimizi şaşırtan bir performans gösterdi.

Peki ya mekanlar?

Son zamanlarda neredeyse yeni bir sinema anlayışının doğmasına neden olan bütçesiz film mantığını çok fazla anlayamıyorum ben, projenin bir takım ihtiyaçları varsa ve siz bunu karşılayamıyorsanız o filmin dikiş yerleri kendini belli eder. Yeni bir mekan yaratamayacağım için en uygununu seçmek durumunda kaldım. Urla değil de daha uzağa gitme olanağımız olsaydı, çok daha karanlık bir atmosfer yaratılabilirdi. Öyküdeki çaresizliğin filme çok fazla geçememesinin nedenlerinden biri bu... Kullandığımız mekan, çevre ve ev, uzun aramalardan sonra bulduğumuz yerler oldu. Taş ev aslında kullanılmayan sahipleri tarafından gözden çıkarılmış bir yer. Asistanım Gürhan'la birlikte baltalarla girdik içeri ve neredeyse yaşanacak bir yer haline getirdik. İçerisi yüzlerce çeşit böceğin volta attığı bir bahçe durumundaydı. İlginç bir şekilde biz çekime başlamadan önce alanın yılanlarla dolu olduğuna dair bir uyarı aldık. Sette ciddi bir gerginliğe yol açmıştı bu, neyse ki fazla bir sorun yaşamadık.



Filmin en güçlü tarafı olarak, makyaja dayalı efekt göze çarpıyor. Bu konuda detaylı bilgi verebilir misin?

Mekan düzenlemesi ve sondaki efekt için profesyonel bir sahne tasarımcısı olan Selim Tanyeri ile birlikte çalıştık. Bunun için önceden hazırlanmış bir yatak ve makyaj malzemeleri kullandık. Oyuncunun bacaklarını yatağa sokmak işin en güç yanıydı, yataktaki deliklerin belli olmaması için oldukça ufak delikler açmıştık ve Serdar bacaklarını buraya sokarken oldukça zorlandı. Yatakta uçları gözüken dizleri için ise makyaj malzemeleri kullandık. Sanırım bacakların yatağın içine girdiği anlaşılmadığı için son sahne oldukça kafa karıştırıyor. Filmden sonra, çocuğun bacakları yok muydu diyenler bile oldu, ki film uzun bir araba sekansıyla başlıyor. Oyuncu açısından en zoru saatlerce o şekilde yatakta yatmak oldu, hava soğuk olduğu için bir kişi sık sık yatağın altına girip oyuncuncun ayaklarını ovuyordu. Başarılı bir tasarım olduğu için sahneyi her açıdan çektim. Hatta ilk çekimde kamera üst kattan aşağı iniyor ve tepeden görüyoruz.

Kısa metraj filmlerin doğası hakkında ne düşünüyorsun? uzun metraja adım mıdır, yoksa başlı başına bir amaç mıdır kısa film yapmak?

Kısa metraj bence doğası gereği deneysel bir alan olmalıdır. Kısa metrajcıların uzun metraja geçmek istemeleri onları bağlar ama kısa metrajda da aynı formda sinema hikayeleri anlatmayı, sıkıştırılmış sinema anlayışını çok fazla anlayamıyorum. Kesinlikle biçim ve içerik anlamında denemelerin yapıldığı, düşe en yakın uçuş alanı olmalıdır bence. Ticari yönünün, sansür baskısının olmadığını düşünürsek risk almaya en elverişli alanlardan biri - tıpkı çizgi roman gibi.

Doğrusu benim şimdilik uzun metraj gibi bir düşüncem, hayalim yok. Dijital kültür beni daha fazla ilgilendiriyor. Film yapıp internette tüm dünyaya izletme gibi bir şans varken görüntü ve maddi kirlilik yaratmaya gerek yok. Türkiye'de bir çok yönetmen uzun metraj yapa yapa film yapmayı öğreniyor, bakıyorsun işe yarar bir ya da iki filmi var. Ancak uzun bir deneyimin sonunda iyi bir proje varsa seçilecek yol. Ülkemizde ne biçim ne de içerik anlamında özgün örnekler çıkmış değil kısa filmde. Bıkmadan usanmadan çalışırsak, uzunun kalkışamadığı bilim kurguları, korkuları, fantazileri kısa metrajda üretebiliriz.

Filmin TRT gösterimi hakkında bilgi verir misin? Sanırım sadece Kenan Yarar'ın öyküsünü okumuş olanlar değil, tüm çizgi roman okurları izlemek isteyecektir...


TRT 2'de İlk Kare isimli bir kısa film programına katıldık. Pogramın ve filmin gösterim tarihi olarak bize 9 Eylül denildi. Program pazar günleri 18:00 gibi başlıyor.

Teşekküler Serdar...

9 Eylül 2001 akşamı TRT 2'de yayınlanması beklenen Artık, Eksik, sansüre kurban gitti. Konuyla ilgili haber için buraya tıklayın.

Yapım hakkında daha detaylı bilgi için şu linklere tıklayabilirsiniz: Künye - Sinopsis - Senaryonun İlk Versiyonu - Senaryo

 
Diğer Dosyalar
Civil War'da Neler Oldu?
Çizgiroman.gen.tr, New York ComicCon 2007’de!
YENİÇERİ (Bölüm 3)
YENİÇERİ (Bölüm 2)
YENİÇERİ (Bölüm 1)
2003'te Neler Okuduk...
Arka Bahçe Röportajı
Karabasan Geldi..!
Balkanlardan Çizgi Roman - 2
Balkanlardan Çizgi Roman - 1
Çizgi Romanda Korku - 1. Bölüm
11 Eylül Deyince...
Çizgi Romanın GEN Haritası Bir Yaşında !
Lucca'dan - 3: Serpieri Röportajı
Jeremiah
John Buscema
Lucca'dan - 2: Fuarın Genel Atmosferi
Lucca'dan - 1: Fabio Civitelli Röportajı
Kenan Yarar Çizgi Romanından Kısa Metraja: Artık Eksik
Necdet Şen Röportajı
Ken Parker'ı Beklerken...
Suat Yalaz’ın Gizli Kalmış Erotik Dünyası
İtalyan Çizgi Romanlarının Sinema ve TV Serüveni
Hajime Sorayama Röportajı
Roberto Diso Röportajı
Sergio Bonelli Röportajı